Denizin ortasında kız kulesinin tarihçesi

Şairlerin ilham kaynağı dünya fotoğrafçılarının vazgeçilmezi, Marmara Denizinin ortasında Boğazın incisi Kız Kulesinin tarihçesi hakkında insanı mest eden, kendine hayran bırakan birçok efsane anlatılır. Boğazın hemen giriş kısmında, Salacak açıklarında, Anadolu yakasına yaklaşık iki yüz metre uzaklıkta bulunan ada üzerine inşa edilen Kız Kulesi muhteşem yapısı ile hem İstanbul’un hem de Boğazın simgesi haline gelmiştir. Evliya Çelebi’nin “Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkarane yapılmış bir yüksek kuledir, yüksekliği tam seksen arşındır, sathı mesehası ikiyüz adımdır, iki taraftan yerde kapısı vardır” şeklinde tanıttığı, birçok devletin egemenliğine giren Kız Kulesi’nin milattan önce kaçıncı yüzyıla ait olduğu tam bilinmemektedir.

Kız Kulesi hakkında çeşitli dönemlere ait anlatılan bir çok efsane vardır, bunlardan en çok kabul göreni şöyledir: Selçuklu Devleti sultanlarından biri rüyasında, kızının yılanın sokmasıyla zehirlenerek öldüğünü görür, bunun üzerine korkuya kapılan sultan kızını nasıl koruyacağını düşünmeye başlar, o zamanlar deniz feneri olarak kullanılan ve yılanın ulaşamayacağını düşündüğü kuleye kızı Hanım Sultan’ı yerleştirmeye karar verir. Uzun yıllar burada yaşayan Hanım Sultan bir gün rahatsızlanır, kuleye o dönemin en iyi hekimleri gönderilir fakat şifa bulamayınca, halk Hanım Sultan’ı iyileştirmek için sepet sepet şifa otları ve meyveler göndermeye başlar, gelen üzüm sepeti içerisine saklanan yılan Hanım Sultanı sokar ve ölümüne sebep olur.

Bizans İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinde içine mezarların konulduğu bir yapı, sonraki dönemlerde ise Gümrük İstasyonu olarak kullanılan Kız Kulesi, Osmanlı İmparatorluğu Döneminde ise haddi aşanların gönderildiği sürgün yeri, veba gibi salgın hastalıkların tedavisi sırasında karantina adası, savunma kalesi, önemli kutlamalarda top atışlarının yapıldığı yer ve gece denizdeki gemilerin yollarını aydınlatan deniz feneri gibi bir çok amaçla kullanılmıştır. İki bin yaşından fazla olan Kız Kulesi çok amaçlarla kullanılmış, İstanbulluların Küçük Kıyamet olarak adlandırdığı 1509 yılında çok hasar görmüş, tamirat ve tadilat geçirmiş fakat o göz alıcı tarihi özelliğini asla yitirmemiştir. Günümüzde kayıklarla ulaşımı sağlanan Kule, restoran olarak ziyaretçi ve misafirlerine hizmet vermektedir.

 

 

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir